deniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2011

Eski Foça - Efes Gezisi

Bu seneki tatilimizi Eski Foça'da geçirdik çok da keyif aldık. Taş evleri, güzel denizi ve sıcak insanları ile Foça bu senenin tüm yorgunluğunu atmamızda çok yardımcı oldu. 

 Birkaç hafta önce Eski Foça'ya gidip çok memnun kalmış olan arkadaşlarımızın tavsiyesi üzerine gittik Foça'ya ve yine onların tavsiyesi ile İyon Pansiyon'da kalmaya başladık ancak şansımıza sadece 3 gece orada kalabildik çünkü sonraki günler hep doluydu. İyon Pansiyon'un sahipleri çok sevimli insanlar ve size kendinizi evinizde gibi hissettiriyorlar. Pansiyon çok zevkli döşenmiş bir eski taş evin odalarından oluşuyor. Kahvaltınızı yaparken ileride masmavi denizi görmek ise çok keyifli.
İyon'dan sonra kalmak için ise Athena Otel'in bir taş evi vardı orayı tercih ettik. Çok zevkli döşenmiş güzel bir ev yapmışlar. Bir otel odasında kalmaktan çok daha rahat oldu bizim için.
Foça etrafında tekne gezileri ile gidilebilecek adalar mevcut. Biz tekne gezimiz için Maymi Tur'u seçtik ve çok da güzel oldu.  Tabiki diğer tekne turları gibi aynı yerlere gidiyorlar ancak bizim gibi popüler yaz şarkılarının yüksek sesle çalındığı turlardan çok haz almayan kişiler için çok ideal bir ortam sunuyorlar. Yemekleri de çok güzel. Bu vesile ile kendilerine burdan teşekkürlerimizi iletelim.
Eski Foça içinden denize girilebiyorsunuz ancak farklı ortamlar görmek isteyenler için Eski Foça'dan Yeni Foça'ya giden yolda da birçok güzel koy bulunmakta. Biz bunların içinde en çok Çanak Koyu'nu beğendik.  Çanak Koyu yapısı dolayısı ile rüzgarı engelleyen doğal bir sete sahip ve buradan denize girmek oldukça keyifli. 
Bunun yanında Eski Foça'ya daha yakın dolmuşlarla da gidilebilen Hanedan Beach isimli bir tesis de var. Birkaç günümüzü de orada geçirdik, oranın da denizi Foça'nın diğer yerlerinde olduğu gibi çok güzel.

Eski Foça'nın güzel insanları demişken bahsini etmeden geçemeyeceğimiz bir isim var, Palmiye Cafe'nin işletmecisi Faik Bey. Her müşteriye misafiri gibi davranmaya dikkat eden ve tabiki herkese yetişmeye çalıştığı için biraz telaşlı ama konuksever yapısı ile insana kendini iyi hissetirmeyi başaran bir kişi. Foça'da bulunduğumuz süre içerisinde  birkaç kahvaltımızı burada yaptık ve çok keyif aldık. 

 Bunun yanında enfes yemekleri ile Çarşı Lokantası Foça'ya gidip kaçırılmaması gereken duraklardan biri. Ben sanırım orda yediğim zeytinyağlılar  gibisini başka bir yerde yemedim. Bunun yanında daha birçok çeşit yemekleri de var ve hepsi birbirinden güzel. Birçok öğle ve akşam yemeğimiz onlar sayesinde ziyafet oldu açıkçası. 
İzmir'e kadar gitmişken son günümüzü de Efes'i görmek için ayırdık.
İlk kuruluşu MÖ 6000 yıllarına dayanan bu antik şehirde tarihin içinde dolaşmak güzel bir tecrübeydi. Şimdiye kadar niye gitmemiş olduğumuzu düşündüm açıkçası. 

Efes Antik Şehri'nin ardından gezimizin son durağı Meryem Ana Evi  oldu. Hz. İsa'nın yakalanıp çarmıha gerilişinden kısa bir süre önce, Hz. İsa annesini St. Jean'a teslim etmiş. St. Jean Hz. İsa'nın çarmıha gerilişinden sonra Hz. Meryem'in Kudüs'te kalmasını sakıncalı bulduğundan onu yanına alarak kaçırmış ve buraya getirmiş. Bu yerde bir de bir dilek duvarı vardı. Herkesin dileklerini yazıp astığı bu duvardaki yazılar ilginçti. 

Bir sene daha tatilimizi yeni ve çok keyifli keşifler ile kapatmış bulunmaktayız ancak en kısa zamanda Foça'ya yeniden gideceğimize eminim.

18 Ağustos 2010

Bodrum Gündoğan

Bu seneki tatilimizde, keşfetmek için Bodrum yarımadasında bulunan Gündoğan isimli koyu seçtik.Gündoğan'ın eski ismi Farilya, Rumcada güneşin doğuşu anlamına geliyormuş. Gündoğan mavi bayraklı denizi olan çok güzel, sakin bir tatil mekanı.Bu tatilimiz sanırım geçirdiğimiz en dinlenmeli tatil oldu. Gündoğan'ın sakin denizi, insanı Ağustos sıcağında bile terletmeyen esintisi bizim buradan ayrılamamazı sağladı. Aslında yorucu bir senenin ardından iyi de oldu. Bol bol yüzmeli, çok çok kitap okumalı, uzun uzun konuşmalı ve bir o kadar da susmalı bir hafta geçirdik Gündoğanda.
Bir rezervasyon yaptırmadan gittiğimiz için ve otellerin düşündüğümüzden daha fazla dolu olmasından dolayı oda bulmak biraz sor olduysa da sonunda kalmak için Cennet Park Otelde karar kıldık. Gündoğan'da sahilde bulunan caminin hemen yanında yer alan, oldukça sıcak bir ortamı olan ve çok memnun kalarak ayrıldığımız bir oteldi. Otelin önünden hemen denize girebiliyor olmak oldukça rahat oldu. Bu açıdan yüzmek için çok daha fazla zamanımız oldu.Gündoğan'ın denizini çok beğendik. Çok temiz, dalgasız olması dolayısı ile rahatça uzaklara açılabildiğiniz ve sizinle birlikte yüzen bir sürü balığın olduğu çok güzel bir denizi var Gündoğan'ın. Hatta bir balık sürüsüne rastlayıp ilk başta oldukça koktuysam da sonra korkumu yenip onları seyre daldım.Bunların yanında Gündoğanda bolca sokak köpekleri göreceksiniz. Kimseye bulaşmadan sabahtan akşama yatıyorlar sahilde. Onlar ile yemeğimizi paylaştığımız çok akşam oldu.
Mekanlara gelince çok güzel balık lokantaları vardı fakat bunların öncesinde ev yemekleri yapan çok tatlı bir amcanın yeri vardı kaldığımız otelin hemen arka sokağında. Hatta yan dükkanda hediyelik eşya satışı da yapıyorlardı. Yemekler bana annemin hazırladığı muhteşem yaz sofralarını hatırlattı, bundan dolayı benim açımdan diğerlerinden ön sıraya geçti hemen. Bunun yanında mezelerini çok sevdiğimiz için iki akşam üstüste gittiğimiz bir restaurant daha vardı. Masaların bir kısmı iskeleye koymuşlar. Açıkçası o kısımda yemek yemek hemen yanınızda da denizin olması çok keyifli. Ama keşke bir de ismi hatırlayabilsem...:)

11 Ağustos 2009

Bodrum-Gümüşlük


Bu tatilimizde kendimize keşfetmek için seçtiğimiz hedefimiz Gümüşlük'tü. Myndos isimli antik kentin kalıntılarını taşıyan bu ilçe tam anlamı ile insanın ruhunu dinlendirebileceği küçük ve güzel bir tatil yeri. Kalmak için yeni açılmış bir yer olan Otel Gümüşlük'ü seçtik ve çok memnun kaldık gideceklere gönül rahatlığı ile tavsiye edebileceğim bir yer.

Gümüşlük'e gittiğinizde karşınıza çıkan Tavşan adası ve adeta denizin üzerinde yürüyen insanların görüntüsü ilk gidenleri oldukça etkileyen bir görüntü aslında. (Tabiki ben gitmeden yoğun bir araştırma yaptığım için pek şaşırdım diyemeyeceğim :) ) Tavşan adasına geçtiğinizde yukarıdan rahatlıkla görülebilen denizin içindeki taşlar kral yolunun kalıntılarıymış. Bunun yanında adanın üzerinde de kazı çalışmaları yapılıyor. Gemilerin yanaşmaması için deniz altında bulunan kalıntıların etrafına dubalar yerleştirilmiş.

Gümüşlük bizce çok romantik bir yerdi. İnsanın belki de tatile gideceği çok az yerde bulabileceği dinlendirici bir havası olan bu mekanın böyle hissedilmesini sağlayan bir çok etken vardı. Sesli müzik olmaması, çevreye saygılı ve güleryüzlü bir halkının olması, harika gün batımları ve bu gün batımını izlerken çok az yerde bu zevki tadabileceğiniz deniz kıyısında kurulmuş olan yemek yerleri bulunmakta. Bir yandan her daim durgun denizi yandan izlerken bir yandan da yemeğinizi yemek sanırım heryerde karşılaşabileceğiniz türden bir şans olmasa gerek.

Tatilimiz süresince çok güzel deniz ürünleri yeme şansımız da oldu. Gümüşlük'teki işletmelerde kendi seçtiğiniz en taze balıkları yiyebilme şansınızın yanında ahtapot salatası, deniz börülcesi, köpeoğlu salatası gibi harika lezzetleri de tadabilme olanağınız oluyor.

Tabiki Bodrum Yarımadasına gitmişken Turgutreis, Akyarlar ve Bodrum'u da görmek için geziler düzenledik. Bodrum Kalesini gezmek çok keyifliydi.

Ancak Bodrum'un sıcak ve boğucu havasından sonra Gümüşlük'ün insanı hiç boğmayan havasına dönmek ve her daim dolu olan kahvesinde bir akşam çayı içmek bu mevsimde ilaç gibiydi.

Gümüşlük 1.dereceden sit alanı olan bir bölge ve umarım bu hiç değişmez. Zaten şu ana kadar bu sade güzelliğini koruyabilmesini de yalnızca buna borçlu. Bodrum ve çevresinde oluşmuş yapılaşmanın buraya kadar gelememesi umarım birilerinin gözüne batmaz da buralar hep böyle güzel ve özel kalır.

14 Ağustos 2007

Olympos-Kaş Gezisi

Bir tatili daha bitirip işlerimize geri döndük.Bu sefer 1 hafta gidebildiğimiz tatilimizde Kaş ve Olympos’a gittik.Genelde şnorkellerimizi takıp uzun yüzme seansları düzenledik ve çok eğlendik.

(KAŞ)
Tatilimize 4 Ağustos Cumartesi günü sabahın 3:30'unda yola çıkarak başladık. Kaş’a gidişimizi Afyon üzerinden yaptık ve sabah kahvaltısı için güzel bir sucuklu yumurta yedik. Bu bizim için tatile iyi bir başlangıç oldu. Daha sonra Fethiye üzerinden Kaş’a geçtik.Önceden rezervasyon yaptığımız Begonvil Oteli çok da zorlanmadan bulduk. Neyseki önceden rezervasyon ile gitmişiz çünkü Kaş’da boş yer bulmak zor oluyormuş. Geçen senelerde genelde biz çok plan yapmadan çıkardık yola ve gideceğimiz yere varınca da yer arardık ancak bu Kaş için iyi bir yöntem değilmiş.Sezonda genelde çok dolu olan bir tatil mekanıymış.
İlk gün yola erken çıktığımız için Kaş’a da erken bir zamanda vardık.Böylece ilk günden yüzme imkanı yakaladık.Kaş ‘ın yakınında direk plaj tarzı bir yer yok.Genelde kayalık yerlerde kurulu işletmeler var.Buralardan da denize giriliyor.Tam da bizim sevdiğimiz gibi derin ve kayadan girilen bir denizi var Kaş’ın.Ara ara soğuk akıntılar gelip sizi dürtse de deniz çok güzeldi. Şnorkel ile yüzerken altımızda dalış yapan insanları da gördük. Kaş dalış ile ilgileneler için çok iyi bir mekanmış.Hem dalış yapmanız için sizi farklı güzel koylara götürüyorlarmış, hem de dalış eğitimi veren yerler mevcutmuş.Bizim dalış konusunda tecrübeniz olmadığından bu konulara giremedik ama tatilde üniversiteden rastladığımız iki arkadaşımız lisanslı dalgıç olduklarını, Kaş’a dalmak için geldiklerini ve neler yaptıklarını anlatınca çok etkilendik. Bizim de aklımıza Ankara’ya gidince dalış lisansı alma fikri geldi ama yaparmıyız bilmem.
(Simena)
Kaş’dan Kekova tekne turuna katıldık.Ne yazık ki bu seneki tek tekne turumuz Kekova turu oldu.Ancak oldukça güzel bir turdu.Kaş’dan Kekova’ya kara yolu ile götürüldük ve oradan kalkan teknelerden tura başladık.Kaş içerisinde bu tura direk Kaş limanından başlayan da turlar vardı ancak deniz yolundan Kekova adasına gidiş çok uzun sürdüğünden,gezi biraz eziyet haline gelebiliyormuş diye bu yolu tercih ettik.Tur esnasında Batık Şehir, Tersane Koyu, Simena gibi yerlerin yanında çok güzel koylar da gördük ve çok güzel yerlerde yüzme imkanı yakaladık.Simena’da bulunan kaleden görünen manzara ise gerçekten muhteşemdi.

Bu gezinin ardından Kaş’da birgün daha kalacağımızı düşünürken oteldeki ufak bir yanlış anlaşılmadan dolayı apar topar Kaş’dan Salı öğlenin de ayrılmamız gerekti.Neyseki sonrasında nereye gideceğimiz konusunda çok çelişkiye düşmeden hemen Olympos’a gitme kararı aldık ve daha önceki kış Olympos tatilimizde kaldığımız Yakamoz Pansiyon’da da şansımıza yer bulduk.
(Olympos)
Oldukça güzel bir mekan olan bu pansiyonda tatilimizin geri kalanını dinlenerek, yüzerek, eğlenceli bir şekilde geçirdik.Ayreten belirtmeden geçemeyeceğim bu pansiyonda akşam yemekleri çok başarılı ve her akşam için farklı seçenekler sunmaları da çok güzel.Olympos’a daha önce kışın gittiğimizde Deniz’e girme imkanı bulamadığımız için denizinin bu kadar güzel olduğunu bilmiyorduk.Bunun yanısıra Olympos doğa ile içiçe tatil geçirmek isteyenler için kesinlikle tavsiye edebileceğimiz bir yer.Tatil köyü severler, rahatına düşkün beyler bayanlar ise uzak dursun, sakın gelmesin diyebiliriz :)
(Phaselis)
Olympos tatilimizin bir gününde de Phaselis’e gittik.Burada bulunan antik şehri gezdik ve yüzdük.Bugüne kadar girdiğim en sıcak denize sahip olan bu yerdeki tarihi kalıntılar ise görülmeye değerdi.Ayrıca denizin dibinde görülecek çok güzel balıklar vardı.




Böylece de bir tatili daha güzel anılarımız ile bitirdik.

11 Ağustos 2006

Datça-Marmaris-Gökova-Ölüdeniz Gezisi

Tatil dönüşü blogumuza gördüğümüz güzel yerleri yazmamız gerektiğini düşünerek oturduk bilgisayarımızın başına.Yaz tatili anlayışımız farklı ve güzel mekanları keşfetmek üzerine kurulu olduğundan bol bol gezip farklı mekanlarda konakladığımız bir tatil geçirdik.Bu iki haftalık tatilimizde çok güzel yerler gördük.Bol bol yüzdük, eğlendik, dinlendik.Geçen sene yaptığımız tatildeki tekne turlarının tadı damağımızda kaldığından bu sene tatile çıkarken de ilk hedefimiz değişik koylar görmek için tekne turlarına katılmak oldu.

(Datça)
Tatilimize Deniz'in daha önce yıllardır gördüğü benim ise ilk kez gideceğim şirin bir yer olan Datçadan başladık.Datça denizi çok güzel, akşamları serin olan, sakin ve şirin bir yer.Yöre halkı genel turistik yerlerin aksine oldukça samimi ve sıcak.Orada 4 gün kaldık ve bir gün de tekne turuna katıldık.




(Knidos)
Datçada iki farklı tekne turu vardı biri uzun tekne turu diğeri ise kısa.Uzun tur Knidos'a kadar gidiyor bundan dolayı zamanın çoğu Knidos'a gitmek için gemide geçiyor.Amacı yüzmek olanlara tavsiyem kısa turlara katılmalarıdır.Ancak Knidos'u görelim derseniz uzun tura katılacaksınız.


Datça'da geçirdiğimiz gün
lerin birinde ise Datça'ya 30 km uzaklıkta bulunanan İnbükü koyuna gittik.Buraya Emel Sayın koyu diyenlerde var.Sanırım zamanında çok geliyormuş ve buranın ünlenmesini sağlamış.Yoldan ayrılıp İnbükü koyuna giderken karşımıza 3 yol çıktı.İkisi aynı yönde birisi farklı yöndeydi.Orada bulunan görevliler sağ taraftan inilen yerin 400m uzağında koya varıldığını diğer tarftaki yerlerden inildiğinde ise 1.5km sonra koyu göreceğimizi söyledi.Biz yakın olan yeri tercih ettik.Koya indiğimizde harika bir manzara ile karşılaştık.Ne yazık ki bu yerin fotoğrafını çekmedik, çok güzel olduğundan video kayıtları yapmıştık ancak daha önce burayı görmeyen doğa dostlarına şiddetle tavsiye ederim.Doğa ile iç içe sakin pek kimsenin olmadığı küçük bir cennet.Bu koyun bu kadar güzel olduğunu görünce diğer taraflarda ne olduğunu da çok merak ettik ve yüzerek diğer yerleri görmeye çalıştık ancak bizimkisi nafile bir uğraştı.Mesafe odukça fazlaydı ve artık yüzerek ulaşamaycağımızı anlayınca kıyıya geri dönüp karadan gitmeye karar verdik.Karadan yürüyerek diğer yerlere gittik fakat diğer yerler bizim hiç beklemediğimiz bir şekilde oldukça kalabalık çıktı.Burada insanlar denizin yanına oldukça konforlu görünen çadırlarını kurmuşlar ve çok güzel sakin bir tatil yapıyorlardı.Oldukça özendiğimi itiraf etmeliyim :) . Gelecek senelerde çadırda denizin yanında kaldığım böyle bir tatil yapmayı çok isterim.Tabiki burada çadırlar için bazı imkanlarda sunulmuş tamamen hayattan izole de sayılmazsınız.Kabaca gördüğümüz kadarı ile çadırlar için elektrik imkanı sunulmuş.Sebze meyve satan ufak bir yer de vardı.Çocuklar için oyun makinaları bile vardı.Bu imkanlar doğrultusunda gelenler buzdolaplarından uydu antenlerine kadar herşeyi getirip orada şirin küçük bir yerleşke kurmuşlar.
Datçada geçirdiğimiz güzel günlerin ardından Marmarise gitmeye karar verdik. Marmarise giderken Datça dönüşünde yolda Ege Denizi ile Akdenizin birarada göründüğü muhteşem manzaraya tanık olduk.

Marmaris
tatilimizin ikinci durağı oldu.Datçadan sonr
a oldukça farklı bir ortam ile karşı karşıya kaldık.Datçadan daha sıcak ve daha kalabalık bir yerdi Marmaris.Oraya gittiğimizin ilk yarım saatinde de ertesi gün için yine bir tekne turu bulduk.Oldukça hareketli bir gece hayatı olduğu belli olan Marmariste dinlediğimiz tarzda müzik çalan bir yer bulmanın da kolay olmayacağını biliyorduk ki bir gece Asım Can Gündüz'ün canlı performansına tanık olduk.Kapıdaki adamın "İçeride Türkiye'nin en iyi gitaristi var ağzı ile felan gitar çalıyor demesi" ise unutulmazdı :)
Marmariste kalırken arkadaşların tavsiyesi üzerine günübirlik Gökovaya gitme kararı aldık.Gökova Marmarise çok yakın olduğundan kaldığımız yeri değiştirmedik.Sabahın erken saatinde orada olduk.Hiç bilmediğimiz bir yer olduğu için ilk önce bir keşif gezisi yaptık.Keşif gezisi esnasında tekne turlarının yerini bulduk ve hemen bir tur ayarladık.Kahvaltı için ise yakındaki bir bakkaldan ev yapımı sıcak poğaçalarımız aldık ve teknede zevkli bir kahvaltı yaptık.
Gökovadan katıldığımız tekne turunda çok güzel yerlere gittik.Özellikle altın kum plajı denilen yerde gördüğümüz kumun ve denizin rengi gerçekten görülmeye değerdi.Bu turda Sedir Adasına uğradık.İçinde tarihi kalıntıların bulunduğu bu adada bir de Kleopatra plajı vardı.Buradaki plaja havlu sermek veya terlikle girmek yasaklanmıştı.Yıllar boyu süren uzun bir sürecin ardından bu kumun oluşumu gerçelştiğinden dolayı burada bulunan kum koruma altına alınmış.

Gökova gezimiz ile birlikte Marmaris'ten de eşyalarımızı toparladık ve nereye gideceğimizi düşünmeye başladık."Ne güzel tek derdimiz nereye gideceğimizi düşünmek :) " diyorduk kendi kendimize. Artık tatilimizinde sonlarına yaklaşırken gideceğimiz yerin son durağımız olması kararını aldık. Bu kararımız ile birlikte bildiğimiz bir yere gitmeye ve son günlerimizin güzel olacağı garantili olan bir yeri tercih ettik

Fethiye-Ölüdeniz.


Ölüdeniz bizim çok güzel günler geçirdiğimiz son durağımızdı. Kaldığımız yerin güzel olması da bunu oldukça etkiledi.Hotel Blue Star isimli güzel ve temiz bir yerde kaldık.Gidecek arkadaşlara rahatlıkla tavsiye edebilirim. Personelinin güleryüzlü yaklaşımları, odaların temizliği ve fiyatının diğer yerlerden uygun olması açısından son günlerimiz için ideal bir yer oldu.

Burada kaldığımız süre içinde de toplam
da iki tekne gezisine katıldık.Birincisi Kelebekler Vadisi,Deve Plajı, Soğuk Su, gibi yerlere giderken ikincisi ise Göcek tarafında bulunan 12 adalara giden bir tekne gezisi oldu.İki gezimizde çok eğlenceli ve bol bol yüzmeli oldu.
Toplamda 5 tekne gezisi yaptık.Bunun yanında kilometrelerce yol katettik.Her kilometrede biraz dah iyi hissettik kendimizi.Özellikle bu tatilimzden sonra Deniz ile karar verdik görmediğimiz yer kalmasın Türkiyede her sene yeni bir yere gidelim diye.Umarım başarırız.Bu arada gezerken sevdiğim çiçeklerin fotoğraflarını çekmeye de devam ettim.

Ne kadar değişik koyda yüzersek, ne kadar farklı yere gidersek o kadar enerji topladığımız bir oyun gibi geçti tatilmiz.